Elektron

Elektron/ Elektra
HAtomOrbitals.png
Belirli enerji seviyelerinde (aşağıya doğru artarak: n=1,2,3,...) ve açısal momentum'lardaki (sağa doğru artarak: s, p, d,...) bir hidrojen atomu elektronunun dalga fonksiyonları. Daha parlak olan bölgeler elektronun pozisyonu içim daha yüksek olasılık genliğine işaret ediyor.
Bileşim
İstatistik Fermiyon
Nesil Birinci
Etkileşim(ler) Kütleçekim, Elektromanyetik, Zayıf
Sembol e
Antiparçacık Pozitron
Teorileştirme G. Johnstone Stoney ( 1874)
Keşif J.J. Thomson ( 1897)
Kütle

9.109 3826(16) × 10–31  kg 

5.485 799 0945(24) × 10–4  u

11822.888 4849(8)  u

0.510 998 918(44)  MeV/ c2
Ortalama yaşam süresi Sonsuz
Elektriksel yük –1.602 176 53(14) × 10–19  C 
Spin ½

Elektron, e veya β sembollü negatif temel elektrik yükü olan atom altı bir parçacıktır. [1] Elektronlar temel Lepton parçacık ailesinin ilk jenerasyonuna aittir ve genellikle temel parçacıklar olarak düşünülürler. Çünkü bileşenleri veya alt-yapıları yoktur. Proton’un yaklaşık olarak 1/1836’sı kadar kütlesi vardır. Elektronun kuantum mekaniği özelliklerinde fermiyon anlamına gelen ħ ünitesinde yarım tam sayı değerinde içsel bir açısal momentum vardır. Pauli’nin dışlama prensibine uygun olarak, fermiyon olduğu için iki elektron aynı kuantum durumunda bulunamaz. Bütün parçacıklar gibi, elektron da hem parçacık hem de dalga olma özelliği vardır ve böylelikle diğer parçacıklarla çarpışabilir ve ışık gibi kırılabilir. Elektronun dalga olarak özelliklerini gözlemlemek nötron ve proton gibi parçacıkların bu özelliğini gözlemlemekten daha kolaydır çünkü kütlesi azdır ve böylelikle tipik enerjiler için De Broglie dalga boyu daha yüksektir.

Elektrik, manyetizma, termal iletkenlik gibi birçok fizik fenomeninde elektron temel rol oynar ve yerçekimi, elektromanyetizma ve zayıf etkileşim’de de rol oynar. Elektron çevresindeki elektrik alanını yönetir. Bir elektronun gözlemciye bağlı hareketi manyetik alanı yönetir. Dışsal manyetik alan elektronu saptırır. Elektron ışır veya hızlandırılmışsa foton formunda enerjiyi emer. Özel teleskoplar dış uzaydaki elektron plazmasını saptayabilirken, laboratuvar aletleri elektro-manyetik alanı kullanan elektron plazması gibi da elektronları tek tek inceleme veya içerme yetisine sahiptir, elektronun elektronik, kaynak, katot ışın tüpü, elektron mikroskobu, ışınım terapisi, lazerler, gaz iyonizasyon detektörleri ve parçacık hızlandırıcısı gibi alanlarda kullanılır.

Kimya, nükleer fizik gibi alanlar elektronların ve diğer atom altı parçacıkların etkileşimiyle ilgilenir. Atomik çekirdekteki pozitif proton ve negatif elektron arasındaki Coulomb kuvveti etkileşimi atomları oluşturur. İyonizasyon ve parçacıkların özelliklerinde değişimler sistemin bağ enerjisini değiştirir. İki veya daha fazla atom arasında elektronların değiş-tokuşu veya paylaşımı kimyasal bağın temel sebebidir. İlk olarak 1838 yılında İngiliz doğa filozofu Richard Laming atomların kimyasal özelliklerini açıklamak için elektron yükünün bölünemez biz özelliğinin kavramını hipotezleştirdi. İrlandalı fizikçi George Johnstone Stoney 1891 yılında bu yüke elektron adını verdi ve J.J.Thomson ve İngiliz fizikçi takımıyla 1897 yılında onu parçacık olarak tanımladı. Beta parçacıklar olarak bilindikleri yıldızlardaki nükleosentez gibi elektronlar nükleer reaksiyonlara katılırlar. Yüksek enerji çarpışmasında ve radyoaktif izotopların beta çözünmesi yoluyla elektron üretilebilir, mesela kozmik ışın atmosfere girince. Elektronun karşıt parçacığı pozitron olarak adlandırılır; elektronla karşıt sembolün elektriksel ve diğer yüklerini taşıması dışında özdeştir. Bir elektron pozitronla çarpıştığı zaman, iki parçacık da gamma ışını fotonu üreterek tamamen yok olurlar.

Tarih

Antik Yunanlar kürk ile sürtülünce kehribarın küçük nesneleri çektiğini fark ettiler. Şimşekle birlikte bu fenomen insanlığın elektrikle kayıtlara geçmiş ilk deneyimidir. 1600de De Magnete eserinde, İngiliz bilim adamı William Gilbert sürtülünce küçük nesneleri çekme özelliğini anlatan Latince ‘electricus’ terimini türetti. ‘Electric’ ve ‘electricity’ kelimeleri Yunanca kehribar ἤλεκτρον(elektron) kelimesinden gelen Latince ‘electrum’ (aynı ismin bileşiminin kökeni de)kelimesinden türetilmiştir.

1700’lerin başında, Francis Hauksbee ve Fransız kimyası Charles Francois de Fay bağımsız olarak inandıkları iki tür sürtünmeli elektrik keşfettiler, biri sürtülen cam, diğeri sürtülen reçine. Buradan, Du Fay elektriğin sürtünme ile ayrılan ve birleştirildiğinde nötrlenen iki tür elektriksel akış, vitreous and resinous, içerdiğini teorileştirdi. Bir 10 yıl sonra, Benjamin Franklin elektriğin iki farklı iki tür akıştan gelmediğini, aynı akış fakat farklı basınlar altında olduğunu açıkladı. Onlara modern yüklerini verdi, sırayla pozitif ve negatif’in isimlendirilmesi. Franklin yükün taşıyıcısını pozitif olmak olarak düşündü, ama doğru olarak hangi durum yük taşıyıcısının fazlası ve hangi durum yük taşıyıcısının eksiği olduğunu belirleyemedi.

1838 ve 1852 arasında, İngiliz doğa filozofu Richard Laming atom’un elektrik yükü ünitelerine sahip atom-altı parçacıklar tarafından çevrelenmiş maddenin özünün birleşimi olduğu fikrini geliştirdi. 1846’dan başlayarak, Alman fizikçi William Weber elektriğin pozitif ve negatif yüklü akışın bir birleşimi olduğunu ve bunların etkileşiminin ters kare kanunu ile yönetildiğini teorileştirdi. 1872'de elektroliz fenomenine çalıştıktan sonra, İrlandalı fizikçi, George Johnstone Stoney elektriğin tek kesin özelliği, tek değerli iyonun yükü, olduğunu önerdi. Faraday’ın elektroliz kanunu aracılığıyla bu temel yük e ‘nin değerini tahmin edebildi. Ama Stoney bu yüklerin atomlara sabitlenmiş olduğuna ve ayrılamayacağına inanıyordu. 1881’de, Alman fizikçi Hermann von Helmholtz hem pozitif hem negatif yüklerin ‘elektriğin atomları gibi davranan’ temel parçalara ayrılabileceğini savundu.

1891’de Stoney electron terimini bu temel yükleri adlandırmak için kullandı, sonraları 1894’deki yazısında: “… electron adını önermeye teşebbüs ettiğim elektriğin bu en dikkat çekici, temel ünitesinin gerçek miktarının bir tahmini yapıldı”. Elektron kelimesi electr(ic) ve (i)on kelimelerinin bir birleşimidir. Şimdi atom-altı parçacıkları tanımlamak için kullanılan ‘–on’ ekli dolayısıyla elektron kelimesinden türetilmiştir.

Keşif

Bir manyetik alanla halka içinde yönünden saptırılmış bir elektron demeti.
Bir manyetik alanla halka içinde yönünden saptırılmış bir elektron demeti.

Alman fizikçi Johann Wilhelm Hittorf seyreltilmiş gazlarda elektriksel iletkenlik üzerine çalıştı: 1869’da, gaz basıncındaki azalmayla boyu olarak büyüyen katottan çıkan bir ışıldama fark etti. 1876’da Alman fizikçi Eugen Goldstein bu ışıldamadaki ışınların gölge oluşturduğunu gösterdi ve bu ışınlara katot ışını unvanını verdi. 1870’ler boyunca, İngilizce kimyacı ve fizikçi Sir William Crookes içerisine vakumlamak için ilk katot tüpünü geliştirdi. Sonra, bu tüpten çıkan ışıldanımdaki ışınların enerji taşıdığını ve katottan anoda doğru hareket ettiğini gösterdi. Dahası, bir manyetik alan uygulayarak, ışınları saptırmayı başardı, böylece bu demetin negatif yükle yüklenmiş gibi hareket ettiğini göstermiş oldu. 1879’da, radyant madde olarak tanımladığı şeyle bu özelliklerin açıklanabileceğini söyledi. Maddenin 4 durumu olduğunu-negatif yükle yüklenmiş olan yüksek hızla katottan tasarlanmış moleküller dâhil- olduğunu söyledi.

Almanya doğumlu İngiliz fizikçi Arthut Schuster katot ışınlarına paralel iki metal levha yerleştirerek levhalar aranda bir elektriksel potansiyel uygulayarak Crookes’in deneyini geliştirdi. Alan ışınları pozitif yükle yüklenmiş levhaya doğru ışınları saptırdı ki bu ışınların negatif enerji taşıdığın kanıtı oldu. Akımın verilen seviyesi için sapma miktarını ölçerek 1890’da Schuster ışın bileşenlerinin yük-kütle oranını tahmin etmeyi başardı. Ama bu üretilen değer beklenenin bin katından fazlaydı, bu yüzden onun hesaplamasına pek itimat edilmedi.

1892’de Hendrik Lorentz bu parçacıkların (elektronların) kütlesinin onların elektriksel yükünün bir sonucu olabileceğini önerdi.

1896’da İngiliz fizikçi J.J. Thomson iş arkadaşları John.S. Townsen ve H.A. Wilson ile öncesinde inanıldığından ziyade katot ışınlarının dalga, atom veya molekülden özgün olduğunu belirten bir deney yaptılar. Thomson katot ışın parçacıklarının bilinen en hafif iyon olan hidrojeninkinin binde biri olan kütlesinin ve yükünün düzgün bir tahminini yaptı. Yükünün kütlesine oranının (e/m) katot materyalinden bağımsız olduğunu gösterdi. Devamında, radyoaktif materyaller, sıcak materyaller ve aydınlatılmış materyaller tarafından üretilen negatif yüklü parçacıklar evrenseldi. Elektron ismi tekrar İrlandalı fizikçi George F. Fitzgerald tarafından bu parçacıklar için önerildi ve evrensel olarak kabul edildi.

Robert Millikan

1896’da Fransız fizikçi Henri Becquerel, flüoresan minerallere çalışırken, onların hiçbir dışsal enerji kaynağına maruz kalmadan radyasyon yaydığını keşfetti. Bu radyoaktif materyaller onların parçacık yaydığını keşfeden Yeni Zelandalı bilim adamı Ernest Rutherford dâhil olmak üzere birçok bilim adamının ilgisini çekti. Bunları maddeye nüfus etme özelliklerine göre alfa ve beta olarak belirledi.1900’de Becquerel radyum tarafından yayılan beta ışınlarının elektriksel alanı saptırabileceğini ve kütle-yük oranının katot ışınlarındakinin aynısı olduğunu gösterdi. Bu kanıt elektronların atomların bileşenleri olduğu fikrini güçlendirdi.

Sonuçları 1911’de yayımlanan, ABD'li fizikçiler Rober Milikan ve Harvey Fletcher tarafından yapılan yağ damlası deneyince elektronların yükleri daha dikkatlice ölçüldü. Bu deneyde yüklü yağ damlacığının yerçekimi yüzünden düşmesini enlemek için elektriksel alan kullandı. Bu araçla %0,3’ten az bir hata payıyla, 1-150 kadar az iyonun elektriksel yükü ölçülebilir. Benzer deneyler de elektroliz tarafından yönetilen yüklü su damlacıkları bulutları kullanarak Thomson’ın ekibi tarafından daha önce yapılmıştı ve 1911’de Abram Ioffe tarafından metallerin yüklü mikro-parçacıklarını kullanan Milikan ile aynı sonuca bağımsız olarak ulaştı ve sonuçları 1913’te yayımladı. Ama yavaş buharlaşma oranı yüzünden, yağ damlacıkları su damlacıklarından daha kararlıdır ve bu yüzden duyarlı deneyler için uzun yıllardan beri daha uygundur.

Yirminci yüzyılın başlarında belli koşullar altında hızlı hareket eden yüklü parçacığın yolu boyunca aşırı doymuş su buharı yoğunluğuna neden olduğunu bulundu. 1911’de Charles Wilson bu prensibi bulut odacığını tasarlamak için kullandı ve böylelikle hızlı hareket eden elektronlar gibi, yüklü parçacıkların parçaları fotoğrafladı.

Atomik teori

Three concentric circles about a nucleus, with an electron moving from the second to the first circle and releasing a photon
N numarasıyla nicemlenmiş elektron durumlarını gösteren, Bohr atom modeli. Alt yörüngelere düşen bir elektron yörüngeler arasındaki enerji farkı kadar proton emer.

1914’e kadar, Ernest Rutherford, Henry Moseley, James Franck ve Gustav Hertz tarafından yapılan deneylerle, bir atomun yapısı düşük kütleli elektronla çevrili pozitif yüklerin yoğun bir çekirdeği olarak tanımlandı. 1913’de Danimarkalı fizikçi Niels Bohr, elektronların çekirdekle ilgili elektron yörüngelerinin açısal momentumlarıyla belirlenen enerjiyle beraber belli bir dereceye kadar enerji içeren durumlarda bulunduğunu kabul etti. Elektronlar belli sıklıklardaki protonların emisyon veya soğrulması ile bu durumlar ve yörüngeler arasında hareket edebilir. Bu nicemlenmiş yörüngeler aracılığıyla, hidrojen atomunun bu spektral çizgilerini açıkladı. Ama Bohr’un modeli bu spektral çizgilerin yoğunluğunu hesap etmekte yanıldı ve daha karmaşık atomların spektrumunu açıklamakta başaralı olamadı.

Atomların arasındaki kimyasal bağlar 1916 yılında iki atomun arasındaki kovalent bağın aralarında paylaştıkları atomlar çiftleri tarafından korunduğunu ileri süren Gilbert Newton Lewis tarafından açıklandı. Sonra 1927’de Walter Heitler ve Fritz Londan elektron çiftleri kurulumu ve kimyasal bağların kuantum mekaniği bağlamında tam açıklamasını verdi. 1919’da Amerikan kimyacı İrving Langmuirel Lewis’in statik atom modelini detaylı olarak inceledi ve elektronların ardışık konsentirik küresel kabuklara dağılmış olduğunu belirtti. Kabuklar dolayısıyla onun tarafından her biri bir çift elektron içeren bit miktar hücreye bölündü. Bu modelle Langmuir niteliksel olarak genellikle kendilerini periyodik kurallara göre tekrar eden periyodik tablodaki bütün elementlerin kimyasal özelliklerini açıklamayı başardı.

1924’de Avusturyalı fizikçi Wolfgang Pauli atomların kabul benzeri yapılarının her durum birden fazla elektron tarafından belirlenmedikçe her kuantum enerji durumunu tanımlayan 4 set parametreyle açıklanabileceğini gözlemledi. (Bu aynı kuantum enerji durumunu kaplayan birden fazla elektrona karşı yasaklama Paul’un dışlama ilkesi olarak biliniyor). İki farkı mümkün değere sahip 4üncü parametreyi açıklamak için kullanılan fiziksel mekanizma Hollandalı fizikçiler olan Samuel Goudsmit ve George Uhlenbeck tarafından sağlandı. 1925’te Goudsmit ve Uhlenbeck yörüngenin açısal momentumuna ek olan bir elektronun bir içsel açısal momentumu ve manyetik iki kutup hareketi olduğunu belirtti. İçsel açısal momentum dönme olarak bilinir ve yüksek çözünürlüklü spektrografla gözlemlenen spektral çizgilerin önceki gizemli bölünmesini açıkladı: bu fenomen ince yapı bölünmesi olarak bilinir.

Kuantum makineleri

Fransız fizikçi Louis de Broglie 1924 Recherches sur la théorie des quanta (Kuantum Teorisi üzerine Araştırma)’da bütün maddelerin ışık gibi bir de Broglie dalgasına sahip olduğunu hipotezleştirdi. Bu uygun koşullar altında elektronların ve diğer maddelerin ya dalga ya da parçacık özelliğini göstermesidir. Parçacığın parçacıksal özellikleri verilen anda onun eğik hareketi boyunca uzamda yerleştirildiği pozisyonu olduğu gösterilince ortaya çıkar. Dalga benzeri doğası, örneğin, ışık demeti paralel yarıklar boyunca geçince ve girişim modeli yaratınca gözlemlenir. 1927’de girişim efekti İngiliz fizikçi George Paget Thomson ince bir metal şerit kullanarak ve Amerikan fizikçiler Clinton Davisson ve Lester Germer nikel kristali kullanarak bir elektron demetinde bulundu.

A symmetrical blue cloud that decreases in intensity from the center outward
Kuantum makinelerinde, bir atomdaki bir elektronun davranışı yörüngeden ziyade, bir dağılım olasılığı olan orbital tarafından tanımlanır. Resimde, taralı alan o noktadaki verilen kuantum numarasıyla ilgili enerjiye sahip olarak göreli elektron bulma ihtimalini gösterir.

De Broglie’nin elektronlar için dalga doğası tahmini Erwin Schrödinger’e atomdaki çekirdeğin etkisi altında hareket eden elektronlar için dalga eşitliğini öne sürmesine yol açtı. 1926’da bu eşitlik, Schödinger eşitliği, başarılı bir şekilde elektron dalgalarının nasıl yayıldığını tanımlamayı başardı. Zamanla elektronun yerini belirleyen çözümü sağlamak yerine, bu dalga eşitliği özellikle elektron dalga eşitliğinin zamanla değişmediği uzaya bağlı elektronun olduğu bir pozisyona yakın bir elektron bulma ihtimalini öngörmek için de kullanıldı. Bu yaklaşım ikinci bir kuantum mekaniği formulasyonuna izin verdi (ilki 1925’te Heisenberk tarafından yapıldı) ve Heisenberg’inki gibi Schrödinger’in eşitliğinin çözümleri 1913’te Bohr tarafından elde edilenlere eşit olan ve hidrojen spektrumunu ürettiği bilinen hidrojen atomundaki bir elektronun enerji durumunun türevini sağladı. İlk önce dönme ve çoklu elektronlar arasındaki ilişki düşünüldü, sonraları kuantum mekaniği hidrojenden daha yüksek atom numarası olan atomlardaki elektronların biçilmesini öngörmeyi mümkün kıldı.

1928’de Wolfgang Pauli’nin çalışmasını temel alarak, Paul Dirac görelilik teorisiyle uyumlu olan, kuantum mekaniğinin elektromanyetik alanının hamiltonian formulasyonuna göreli ve simetrik kavrayışları uygulayarak elektron-Dirac eşitliği modelini üretti. Göreli denklemindeki bazı problemleri çözmek için, 1930’da negatif enerjiye sahip Diraz denizi olarak adlandırılan sonsuz bir parçacık denizi olarak vakum modelini geliştirdi. Bu pozitronun(elektronun benzer karşı-maddesi) varlığını öngörmesine yardım etti. Bu parçacık 1932’de standart elektronlara negatron demeyi ve elektron kelimesini pozitif ve negatif yüklü varyantları tanımlamak için kullanmayı öneren Carl Anderson tarafından keşfedildi.

1947’de yüksek öğrenim öğrencisi Robert Retherford ile işbirliği içinde çalışan Willis Lamb hidrojen atomunun aynı enerjiye sahip olması gereken belli kuantum durumlarının birbirleriyle ilişkisinin değiştirildiğini buldu. Aynı zamanlarda, Polykarp Kusch, Henry M. Foley ile birlikte çalışarak elektronun manyetik momentini Dirac’ın teorisi tarafından öngörülenden biraz daha büyük olarak buldu. Aradaki fark daha sonları 1940’ların sonuna doğru Sin-Itiro Tomonaga, Julian Schwinger ve Richard Feynman tarafından geliştirilen kuantum elektrodinamiği teorisi tarafından açıklandı.

Parçacık hızlandırıcıları

Yirminci yüzyılın ilk yarısında, parçacık hızlandırıcıların geliştirilmesiyle birlikte, fizikçiler atom-altı parçacıkların özelliklerini araştırmaya başladılar. İlk başarılı elektromanyetik indüksiyon kullanarak elektronları hızlandırma denemesi 1942’de Donald Kerst tarafından yapıldı. İlk betatronu 2,3 MeV enerjiye ulaştı, sonraki denemeler 300 MeV enerjiyi başardı. 1947’de senkrotron radyasyonu 70 MeV elektron senkrotron ile General Electric’te keşfedildi. Radyasyon elektronların manyetik alana doğru ışık hızına yakınlaşacak kadar hızlanmasıyla oluştu.

1.5 GeV enerji demetiyle, ilk yüksek enerji çarpıştırıcı 1968’te başlayan ADONE’du. Araç ekeltronları ve pozitronları ters yönlerde, çarpışma enerjilerini bir elektronlu durağan bir hedefe çaptığındakinin iki katına çıkararak, hızlandırdı. CERN’deki The Large Electron-Positron Collider (LEP) 1989'dan 2000'e kadar çalışır haldeydi ve 204 Gev enerjilik çarpışmayı başardı ve parçacık fiziğinin Standart Model’i için önemli ölçümler yaptı.

Bireysel elektronun yakalanması

Tek elektron −269 °C (4 K)’la yaklaşık −258 °C (15 K) arasında krijonenik sıcaklığı olan çok küçük (L=20 nm, W=29 nm) CMOS transistoruna kapatılabilir. Elektron dalga özelliği yarı iletken bir kapta yayılır ve değerlik kuşağıyla çok az etkileşir, yani kütlesini etkili kütle tensörüyle değiştirerek tek parçacık biçiminde işlenebilir.

En otros idiomas
Afrikaans: Elektron
Alemannisch: Elektron
aragonés: Electrón
العربية: إلكترون
অসমীয়া: ইলেকট্ৰন
asturianu: Electrón
azərbaycanca: Elektron
تۆرکجه: الکترون
башҡортса: Электрон
Boarisch: Elektron
žemaitėška: Alektruons
беларуская: Электрон
беларуская (тарашкевіца)‎: Электрон
български: Електрон
বাংলা: ইলেকট্রন
brezhoneg: Elektron
bosanski: Elektron
ᨅᨔ ᨕᨘᨁᨗ: Elektron
català: Electró
Mìng-dĕ̤ng-ngṳ̄: Diêng-cṳ̄
کوردی: ئێلێکترۆن
čeština: Elektron
Чӑвашла: Электрон
Cymraeg: Electron
dansk: Elektron
Deutsch: Elektron
Ελληνικά: Ηλεκτρόνιο
emiliàn e rumagnòl: Eletròun
English: Electron
Esperanto: Elektrono
español: Electrón
eesti: Elektron
euskara: Elektroi
فارسی: الکترون
suomi: Elektroni
Võro: Elektron
føroyskt: Elektron
français: Électron
Nordfriisk: Elektron
Frysk: Elektron
Gaeilge: Leictreon
galego: Electrón
עברית: אלקטרון
हिन्दी: इलेक्ट्रॉन
Fiji Hindi: Electron
hrvatski: Elektron
Kreyòl ayisyen: Elektwon
magyar: Elektron
Հայերեն: Էլեկտրոն
interlingua: Electron
Bahasa Indonesia: Elektron
Ilokano: Elektron
íslenska: Rafeind
italiano: Elettrone
日本語: 電子
Patois: Ilekchran
la .lojban.: dutydikca kantu
Basa Jawa: Èlèktron
ქართული: ელექტრონი
қазақша: Электрон
ភាសាខ្មែរ: អេឡិចត្រុង
한국어: 전자
Ripoarisch: Elektron
Kurdî: Kareva
Кыргызча: Электрон
Latina: Electron
Lëtzebuergesch: Elektron
Limburgs: Elektron
lumbaart: Elettron
lingála: Eléktron
lietuvių: Elektronas
latviešu: Elektrons
македонски: Електрон
മലയാളം: ഇലക്ട്രോൺ
монгол: Электрон
मराठी: विजाणू
Bahasa Melayu: Elektron
မြန်မာဘာသာ: အီလက်ထရွန်
Plattdüütsch: Elektron
नेपाली: इलेक्ट्रोन
नेपाल भाषा: इलेक्ट्रोन
Nederlands: Elektron
norsk nynorsk: Elektron
norsk: Elektron
Novial: Elektrone
occitan: Electron
ਪੰਜਾਬੀ: ਬਿਜਲਾਣੂ
polski: Elektron
Piemontèis: Eletron
پنجابی: الیکٹران
português: Elétron
Runa Simi: Iliktrun
română: Electron
русский: Электрон
русиньскый: Електрон
संस्कृतम्: विद्युदणुः
sicilianu: Elettrùni
Scots: Electron
سنڌي: برقيو
srpskohrvatski / српскохрватски: Elektron
Simple English: Electron
slovenčina: Elektrón
slovenščina: Elektron
Soomaaliga: Elektaroon
shqip: Elektroni
српски / srpski: Електрон
Seeltersk: Elektron
Basa Sunda: Éléktron
svenska: Elektron
Kiswahili: Elektroni
తెలుగు: ఎలక్ట్రాన్
Tagalog: Elektron
татарча/tatarça: Электрон
ئۇيغۇرچە / Uyghurche: ئېلېكترون
українська: Електрон
اردو: برقیہ
oʻzbekcha/ўзбекча: Elektron
vèneto: Ełetron
vepsän kel’: Elektron
Tiếng Việt: Electron
Winaray: Electron
Wolof: Mbëjfepp
吴语: 电子
хальмг: Электрон
isiXhosa: Ii-electrons
ייִדיש: עלעקטראן
中文: 电子
文言: 電子
Bân-lâm-gú: Tiān-chú
粵語: 電子